olaygazetecilik @ hotmail.com

Müslüman Olmak, Allah'ın Adını Taşımak Değil; Ahlakını Taşımaktır

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun."
(Tevbe Suresi, 119. Ayet Meali)

İnsan, hayatta birçok kimlik taşır. Bir mesleğin mensubu olur, bir ailenin ferdidir, bir milletin evladıdır. Fakat bunların hiçbiri, "Müslüman" sıfatı kadar ağır bir emanet değildir. Çünkü bu isim, yalnızca neye inandığını söylemez; nasıl yaşaman gerektiğini de ilan eder. Bu sebeple "Ben Müslümanım." cümlesi bir ayrıcalık değil, ömür boyu sürecek bir imtihanın başlangıcıdır.
Bugün insanlar çoğu zaman dini kitaplardan önce dindar olduğunu söyleyen insanlarla tanışıyor. Bir çocuğun zihnindeki İslam bazen babasının adaletidir. Bir müşterinin din algısı, alışveriş yaptığı esnafın dürüstlüğüdür. Bir öğrencinin vicdanı, öğretmeninin hakkaniyetinden etkilenir. Demek ki insan, farkında olmadan her gün inancını temsil eder.
İşte bu yüzden Müslüman olmak, sadece ibadet eden biri olmak değildir. İbadet, insanı ahlaka dönüştürmüyorsa hedefini bulamamış demektir. Namaz, insanı doğruluğa taşımıyorsa; oruç, merhameti büyütmüyorsa; zekat, cimriliği azaltmıyorsa; orada eksik olan ibadetin şekli değil, kalbin terbiyesidir. Allah, kullarından ritüel değil; şahsiyet inşa etmelerini ister.
Hayatın en tehlikeli aldanışı, insanın kendisini olduğundan daha iyi sanmasıdır. Çünkü nefis, günahı önce küçültür, sonra normalleştirir, en sonunda da savunmaya başlar. "Kim yapmıyor ki?", "Zaman bunu gerektiriyor.", "Bir kereden ne olur?" gibi cümleler, vicdanın geri çekildiğinin işaretleridir. Oysa hakikat, çoğunluğun yaptığıyla değil; Allah'ın razı olduğu ile ölçülür.
Bir bina inşa edilirken kolonlara demirler yerleştirilir. O demirler dışarıdan görülmez; fakat bütün yapıyı ayakta tutar. Karakter de insanın görünmeyen demiridir. Bilgi, makam ve servet binanın duvarlarıysa; doğruluk, adalet ve emanet o binanın taşıyıcı kolonlarıdır. Kolon çürüdüğünde binanın dış cephesini süslemek hiçbir işe yaramaz. Ahlak çöktüğünde ise dindarlığın gösterişli görüntüsü insanı kurtaramaz.
Bugün dünyanın en büyük açlığı ekmek açlığı değildir; güven açlığıdır. İnsanlar imzaya güvenemiyor, söze güvenemiyor, reklama güvenemiyor, hatta bazen birbirlerinin iyi niyetine bile güvenemiyor. Çünkü güven, uzun yıllarda inşa edilen; tek bir yanlışla yıkılabilen bir servettir. Bir insanın en büyük zenginliği banka hesabı değil, arkasından söylenen "O söz verdiyse yapar." cümlesidir.
İslam'ın en güçlü daveti, yüksek sesle konuşmak değildir; yüksek ahlakla yaşamaktır. Çünkü insanlar çoğu zaman söylediklerimizi değil, yaşadıklarımızı örnek alır. Çocuklar nasihati değil, anne babalarının davranışını miras alır. Toplumlar kanunlarla ayakta kalabilir; fakat güven olmadan huzur bulamaz. Bu yüzden dürüst bir insan, bazen yüzlerce konuşmadan daha etkili bir tebliğdir.
Ne yazık ki bazen şekil, özün önüne geçebiliyor. İnsan ibadetini gösterirken kul hakkını gizleyebiliyor. Dilinde dua taşıyor; fakat ticaretinde adalet taşımıyor. Görünüşüne özen gösterirken verdiği sözü ihmal ediyor. Oysa Allah'ın huzurunda insanın kıyafeti değil, vicdanı konuşacaktır. Çünkü Allah, insanların alkışını değil, kalplerin doğruluğunu bilir.
Müslüman, yaptığı işi yalnızca bitirmeyi değil, hakkını vermeyi hedefler. Bir doktor hastasını tedavi ederken, bir öğretmen ders anlatırken, bir işçi taş taşırken, bir yazar kalem oynatırken aynı soruyu kendisine sormalıdır: "Eğer bu yaptığım işi Rabbim için yapıyor olsaydım, yine aynı özensizlikle yapar mıydım?" Bu soru insanın mesleğini ibadete dönüştürür.
Allah'ın adını en çok yüceltenler, onu en çok telaffuz edenler değil; ahlakıyla görünür kılanlardır. Çünkü insanlar güzel sözü unutabilir; fakat güzel muameleyi unutmaz. Bir tebessüm, bir vefa, bir adalet örneği bazen uzun konuşmaların başaramadığını başarır. İyilik, anlatıldığında bilgi olur; yaşandığında delil olur.
İnsan öldüğünde geride bıraktığı evler eskiyebilir, serveti dağılabilir, makamı unutulabilir. Fakat güvenilirliği yaşamaya devam eder. Çocuklarına bırakacağı en değerli miras, banka hesabı değil; "Babanız dürüst bir insandı." cümlesidir.
Belki de her akşam kendimize tek bir soru sormamız yeterlidir: "Bugün benim davranışlarım, Allah'ın adını yüceltti mi; yoksa gölge mi düşürdü?" Vicdanını her gün hesaba çeken kişi, başkalarını yargılamak için değil, kendisini düzeltmek için yaşamaya başlar.
Sonunda insanın Allah'a sunacağı şey, yalnızca söylediği sözler olmayacaktır. Tutulan emanetler, yerine getirilen sözler, gözetilen haklar, gizlice yapılan iyilikler ve kimsenin görmediği yerde korunan dürüstlük de o hesabın içindedir. İşte bu yüzden Müslüman olmak, bir isim taşımaktan çok daha fazlasıdır. Müslüman olmak; insanların seni gördüğünde doğruluğun mümkün olduğuna, adaletin hala yaşayabildiğine ve güzel ahlakın yalnızca kitaplarda kalmadığına yeniden inanmasını sağlayacak bir ömür yaşamaktır. Çünkü din, en güçlü haliyle dillerde değil; güven veren insanların hayatında görünür.