olaygazetecilik @ hotmail.com

42 Yıl Sonra Mürekkebi Kuruttuk, Şarjı Fulledik!

Dile kolay, 42 yıl... Mesleğe ilk başladığımda daktilo tuşlarına basarken parmaklarımız kırılır, kurşun harfleri dizerken ellerimiz kapkara olurdu. Sayfa bağlarken gazete kağıdının o kendine has kokusu genzimizi yakar, matbaa makinesinin gürültüsü zihnimize kazınırdı.

Yıllarca dedik ki: "Söz uçar, yazı kalır!"

Meğerse yanlış biliyormuşuz efendim; söz de uçuyormuş, kağıt da uçuyormuş, geriye sadece internet faturası ve tık sayısı kalıyormuş!

Son zamanlarda etrafa bir bakıyorum; yerel gazeteler tek tek kepenk indiriyor, günlük çıkan köklü yayınlar "Biz artık haftalığız, hatta canımız isterse aylığız" moduna geçiyor. Matbaa maliyetleri, kağıt fiyatları derken gazete basmak, evde altından kule yapmaktan daha pahalı hale geldi. Bizim emektar kağıt-mürekkep sevdası, yerini hazin bir gerçeğe bıraktı: Baskı maliyeti matbaacıyı, okumayan okuyucu gazeteciyi batırır!

E ne yapacaktık? 42 yıllık gazeteci olarak köşeme çekilip "Ah nerede o eski baskılar, nerede o mis kokulu kağıtlar" diye ağıt mı yakacaktım? Tövbe!

Baktık ki millet gazeteyi katlayıp otobüste okumuyor; telefonun ekranını yukarı kaydıra kaydıra, gözünü bozma pahasına video izliyor... Biz de dedik ki: "Mürekkebi kurutuyoruz, şarj kablolarını takıyoruz!"

Artık huzurlarınızda "Dijital Basın Mensubu", "Video İçerik Üreticisi" ve muhtemelen yakında "Youtube Habercisi" sıfatlarıyla bulunuyorum. Yılların tecrübesiyle söylüyorum; daktilodan dokunmatik ekrana geçmek kolay olmadı tabii.

Eskiden manşet atarken "Aman hukuki bir sorun çıkmasın, kelimeleri dikkatli seçelim" derdik. Şimdi tek kural var: "İnanılmaz Gelişme! Son Dakika! Şok Şok Şok! (Okumadan Geçme)"

Eskiden haberin detayını yazardık, şimdi kameranın karşısına geçip "Arkadaşım tıkla, kanala abone ol, bildirimi aç, yorum yap ki algoritmamız şenlensin" diye şaklabanlık yapma eşiğindeyiz. Biri bana 30 yıl önce gelip "Çaltepe, ileride köşeni yazmayacaksın, kameraya bakıp 'Beğenmeyi unutmayın' diyeceksin" dese, matbaa fırçasıyla kovalardım!

Ama eğri oturup doğru konuşalım; dijitalin de tadı başka. En azından baskıya yetişme stresi yok, "Aman harf düşmüş" korkusu yok. Yanlış mı yazdık? Bas 'Düzenle' butonuna, ruhu bile duymaz kimsenin!

Sevgili okurlar... Pardon, artık "sevgili takipçiler, izleyiciler ve tıklayanlar" demem gerekiyor sanırım.

Kağıdımız bitti belki ama söyleyecek sözümüz, tutacak ışığımız tükenmedi. Mürekkebimiz dijital ekrana dökülse de 42 yıllık kalemimizin doğruluğu, hicvi ve tarafsızlığı aynı kalacak. Sadece artık haberleri okurken eliniz boya olmayacak, en fazla telefonunuzun şarjı bitecek.

O zaman ne diyoruz? Ekranı kaydırmaya, videoyu beğenmeye ve bizi dijitalde de yalnız bırakmamaya devam edin. Yoksa bir sonraki köşe yazısını direkt dans ederek anlatmak zorunda kalabilirim!