İnsan, çoğu zaman üzülmemek için yaşar; oysa olgunlaşmak isteyen insan, neye üzüleceğini seçmeyi öğrenir. Çünkü her keder aynı değildir. Kimi hırsın gölgesidir, kimi hakikatin. Kimi nefsin incinmesidir, kimi vicdanın uyanışı. İşte insanın kaderini belirleyen de üzülüp üzülmemesi değil, hangi sebeple üzüldüğüdür.
Ben gönlümün üzülmesinden korkmam.
Yeter ki kalbim, yanlış olana sevinmesin.
Çünkü bazen yüzü gülenler kaybetmiştir; bazen de gözleri yaşlı olanlar, insanlığını kurtarmıştır.
Bugünün dünyası bize mutluluğu kutsal, hüznü ise kusur gibi öğretiyor. Sürekli güçlü görünmek, sürekli neşeli olmak, sürekli kazanmak zorundaymışız gibi bir hayatın içine sürükleniyoruz. Oysa insan, yalnızca gülerken değil; mahzun kalabildiğinde de insandır. Zira taşın acısı yoktur. Acıyı hisseden yalnızca canlı olandır. Vicdanı olanın kalbi sızlar. Merhameti olanın uykusu kaçar. Sevenin içi yanar.
Gönlün üzülmesi, ruhun hâlâ ölmediğinin işaretidir.
Asıl korkulması gereken, kalbin hiçbir şeye üzülmeyecek kadar katılaşmasıdır. Bir çocuğun gözyaşı seni rahatsız etmiyorsa, yaşlı bir insanın yalnızlığı seni düşündürmüyorsa, haksızlık karşısında içinde hiçbir şey kıpırdamıyorsa; işte o zaman kalbin değil, yalnızca bedenin yaşamaya devam ediyordur.
Vicdan sustuğunda, insan konuşmaya devam etse bile hakikat susar.
Ne tuhaftır ki insan, en çok kendisine yapılanları hatırlar; ama başkalarına yaptıklarını unutmaya meyillidir. Affedilmek ister, fakat affetmekte cimridir. Anlaşılmayı bekler, fakat anlamaya sabrı yoktur. İşte gönlün hüznü bazen de bu çelişkiyi fark ettiği anda başlar.
Olgun insan, önce kendi kusuruna üzülür.
Başkalarının ayıbını büyütmeden önce kendi eksiğini görmeye çalışır. Çünkü bilir ki insanı büyüten, başkalarının yanlışları değil; kendi yanlışlarıyla yüzleşebilme cesaretidir.
Bugün insanlar kalplerini kırmaktan değil, itibarlarını kaybetmekten korkuyor. Oysa kırılan itibar zamanla onarılabilir; fakat taşlaşan kalbin tamiri çok daha zordur.
Bir gönül kırıldığında yalnızca bir insan incinmez.
İnsanın kendi insanlığı da eksilir.
Bu yüzden bazı kayıplar aslında kazançtır. Seni kibirden uzaklaştıran bir başarısızlık, seni gurura sürükleyen bir başarıdan daha değerlidir. Seni düşünmeye mecbur bırakan bir yalnızlık, seni gaflete sürükleyen kalabalıklardan daha hayırlıdır. Seni tevazuya çağıran bir hüzün, seni azgınlaştıran bir alkıştan daha öğreticidir.
İnsan bazen kaybettiği için değil, kaybederken kim olduğunu gördüğü için üzülür.
İşte o hüzün, insanı inşa eden hüznün ta kendisidir.
Hayatın en büyük yanılgılarından biri, huzuru acının yokluğunda aramaktır. Oysa huzur, acının bitmesi değildir. Huzur; acının seni kötülüğe çevirememesidir. Çünkü aynı yara, bir insanı zalim de yapabilir; bilge de. Aynı ihanet, bir kalbi kinle de doldurabilir; hikmetle de.
Tercihi belirleyen yaşanan değildir.
Yaşanan karşısında alınan tavırdır.
İnsan, başına gelenlerden değil; başına gelenlerin içinde nasıl biri olduğundan sorumludur.
Ne gariptir...
Bir diken, gülü incitmez.
Ama gülü koparmaya çalışan eli incitir.
Hakikat de böyledir. Hakikat, ona teslim olana yük olmaz; ona hükmetmeye çalışana ağır gelir.
Bu yüzden gönlüm üzgün olsun.
Eğer bu hüzün beni daha merhametli yapacaksa...
Eğer bu mahzunluk beni daha adil kılacaksa...
Eğer bu sızı, başkasının gözyaşını anlamama vesile olacaksa...
Varsın gönlüm üzgün olsun.
Çünkü kalbi hiç sızlamayanın vicdanı da çoğu zaman susmuştur.
İnsan, her şeyi affedebilir belki.
Fakirliği...
Yalnızlığı...
Başarısızlığı...
Hastalığı...
Ama kendi vicdanına ihanet ettiğini fark ettiği günü kolay kolay unutamaz.
İşte insanın en ağır yükü, omzunda taşıdığı dünya değil; içinde taşıdığı pişmanlıktır.
Bu sebeple gönlümün yükü artsın, yeter ki vicdanım hafiflemesin.
Çünkü yük, omzu eğitir.
Vicdan ise insanı ayakta tutar.
Dünya bize sürekli daha fazlasını istemeyi öğretiyor. Daha çok kazanmayı, daha çok görünmeyi, daha çok alkış almayı... Fakat kimse bize daha temiz bir kalbe sahip olmanın yollarını öğretmiyor. Oysa ömrün sonunda insanın hesabı servetiyle değil, gönlüyle görülecek. İnsan ardında bıraktığı binalarla değil, dokunduğu yüreklerle hatırlanacak.
Bir ömür boyunca yüzlerce başarı elde edebilirsin.
Ama tek bir kibir, hepsinin bereketini alıp götürebilir.
Bunun için gönlüm zaman zaman mahzun olsun.
Çünkü mahzun gönüller, kibirin en zor girdiği evlerdir.
Her gözyaşı acizlik değildir.
Her sessizlik yenilgi değildir.
Her yalnızlık terk edilmişlik değildir.
Bazen gözyaşı, kalbin abdestidir.
Bazen sessizlik, hakikatin en vakarlı cümlesidir.
Bazen yalnızlık ise insanın Rabbiyle, vicdanıyla ve kendi özüyle yeniden tanıştığı en bereketli iklimdir.
İnsan, yüzündeki tebessümle değil; gönlünde taşıdığı hakikatle güzeldir.
Eğer bir gün dünya bana bütün sevinçlerini teklif edip bunun karşılığında merhametimi isterse, sevinçleri geri veririm.
Eğer bütün alkışları verip vicdanımı satın almaya kalkarsa, alkışları rüzgara bırakırım.
Ve eğer kalbimin hiç üzülmeyeceği bir hayat vaat edilirse, o hayattan da vazgeçerim.
Çünkü biliyorum ki, üzülmeyen her kalp huzurlu değildir; bazısı yalnızca hissizleşmiştir.
Ben hissizleşmektense incinmeyi seçerim.
Merhametsizleşmektense mahzun kalmayı seçerim.
Ve insanlığımı kaybetmektense...
Gönlüm üzgün olsun.
Gönlüm Üzgün Olsun!
Bu makale 168 kere okunmuş.03 Ağustos 2026, Pazartesi - 12:59



