olaygazetecilik @ hotmail.com

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür derler ama bazen öyle anlar olur ki, tarih tekerrürden ibaret değil, sanki biraz da “telif hakları” mücadelesine dönüşür. Şimdilerde kulaklarımıza çalınan, sosyal medyada köpürtülen, “Yeni Parti” lafızları… Birileri sanki yeniden Amerika’yı keşfediyor, siyaset bahçesine yeni fidanlar dikiyor gibi bir hava içerisinde.

Eski topraklar hatırlar; 90’ların o kendine has, biraz gri, biraz puslu ama iddialı havasında, Yusuf Bozkurt Özal rahmetli, yanına Hüsnü Doğan’ı da alıp “Yeni Parti” tabelasını asmıştı. O zamanlar Gebze’nin tozlu yollarında, Gebze Genç FM’in o enerjisiyle biz de kendimizi siyasetin tam göbeğinde bulmuştuk.

Radyo Genç'in Sahibi Mehmet Çiçek’in “Gel bakalım Murat, bu işin mutfağından çıkıp sahaya inelim” demesiyle kendimi o heybetli, dumanı üzerinde, nostaljinin dibine vurmuş bir Mercedes otobüsün tepesinde bulmuştum. Şimdiki o teknoloji harikası, led ekranlı seçim otobüsleri falan yoktu; Mercedes’in o kendine has motor sesi, bizim vaatlerimize ritim tutardı. Gebze sokaklarında o otobüsün üstünde halkı selamlarken, sanki dünyayı biz kurtaracakmışız gibi bir özgüven… Hey gidi günler!

Şimdi bakıyorum, yine bir “Yeni Parti” furyasıdır gidiyor. Sanki siyasetin bütün "yeni" isim hakları o gün tescillenmiş de, bugün birileri o telifi kaçak yollarla kullanıyormuş gibi. Özgür Bey’in partisi için (malum, dilimize pelesenk oldu) kullanılan “yeni parti” ifadesi, benim zihnimde o 90 model Mercedes’in korna sesini çınlatıyor.

Acaba diyorum; o günkü Yeni Parti, bu günkü siyaset iklimine bir mesaj mı gönderiyor? Yoksa siyaset dünyası o kadar kısırlaştı ki, isim bulma zahmetine girmeyip tozlu arşivlerden rastgele bir “tabela” mı çekiyor?

Hani, o eski Mercedes otobüsün frenine bassanız, “yeni” diye yola çıkanların abs ABS’si kilitlenir mi, yoksa düz yolda bile lastik mi patlatır? O gün biz, Yusuf Bozkurt Özal’ın liderliğinde, o Mercedes’in tepesinde “yeni” dedik ama bugün o “yeni”nin, “eski”nin gölgesinde kalacağını kim bilebilirdi?

Siyasetin bu “yeni” tutkusuna hayranım doğrusu. İnsan, üzerine giyecek başka bir tişört bulamayınca, babasının sandığından çıkardığı 30 yıllık gömleği terzide daraltıp “yeni sezon” diye giymeye benziyor bu iş.

Bakalım, bizim o eski Mercedes’in ruhu, yeni rotalarda mı şad olacak, yoksa “tarih bir kez yaşanır, ikincisi sadece komedidir” diyerek garajın bir köşesinde çürümeye mi terk edilecek? Biz o otobüsün üstünde halkı selamladığımızda, en azından motorumuzun sesi sahiciydi. Şimdilerde motor sesi mi, yoksa sadece “yankı” mı, onu da sandık başında halkımız anlar herhalde.

Kısacası; “Yeni” diye yola çıkıp, sadece isim benzerliğinden medet umanlara selam olsun. Ama unutmayın, o Mercedes’in koltukları hala hatıralarımızda; oturmasını bilene konforlu, sürmesini bilmeyene ise yokuşta bayır aşağı geri sardıran cinsten!

Sizce bugünlerdeki "yeni" arayışları, 90'lardaki o heyecanı yakalamaya mı çalışıyor, yoksa sadece isimlerden ibaret bir moda akımı mı?