Bizim Tuzla'da son zamanlarda garip bir durum var. Hani derler ya, “Her şeyin bir sahtesi çıkar.”
....
Gazeteciliğin de öyle olduğunu anladık. Ben 50 yıllık gazeteciyim, adını andığımda insanların "Ooo, üstat!" dediği bir mesleğe gönül vermişim. Murat Çaltepe dostum da Tuzla'da gazeteciliğin temelini atmış. Yani bu işin tozunu yutmuş, mürekkebini içmiş adamlarız biz. Ama şimdi ne görüyoruz?
...
TİK-TOK'dan fırlamış gibi duran, cep telefonu ekranında “Benim de haber sitem televizyonum var var!” yazan tipler türemiş. Kendilerini “televizyoncu gazeteci” diye tanıtıyorlar. Oysa bir araya gelip iki satır yazı yaz desen, Google’dan kopyala yapıştır yapmadan beceremezler. En çok da parayla övünürler: “Ben çok zenginim, iyi gazeteciyim!” diyorlar. E, madem o kadar zenginsin, iş adamısın, niye gazetecilik yapıyorsun arkadaş? Bu iş parayla değil, yürekle, emekle yapılır.
...
Aklıma bir fıkra geldi. Nasrettin Hoca bir gün pazarda geziyormuş. Yanına biri yaklaşmış, “Hocam,” demiş, “ben o kadar zenginim ki, evim altın kaplama, atım gümüş nallı. Her gün çeşit çeşit yemek yerim.” Nasrettin Hoca adamı dinlemiş, dinlemiş, sonunda omzuna dokunup şöyle demiş: “İyi güzel de, bana niye anlatıyorsun? Ben sarraf değilim ki! Ben Hoca’yım. Sen derdini sarrafa anlat, o anlar kıymetini.”
...
İşte bizim bu çakma gazeteciler de öyle. Kendilerini “çok zenginim medyaya dünyanını parasını ödüyorum...Bir çalışanıma günlük 10 bin lira ödüyorum ” diye pazarlıyorlar ama bu işin sarrafları, yani gerçek gazeteciler, onların neyin peşinde olduğunu çok iyi biliyor. Bu meslek, pahalı takım elbiselerle, lüks arabalarla yapılmaz. Olayın peşinden koşmakla, doğruyu yazmakla, halkın sesi olmakla yapılır.
...
Benim Mercan'daki evimde Tuzla Olay Gazetesi’nde tam 18 yıldır köşe yazıyorum. Bu köşe, benim yoldaşım. Kalemim, sesim. Bu mesleğe gönül vermiş, bu işin ekmeğini yemiş, suyunu içmiş insanlar olarak, bu tür durumlar karşısında gülüp geçiyoruz. Tuzla halkı da kimin ne olduğunu, kimin gerçekten gazeteci olduğunu çok iyi biliyor.
...
Son sözüm şudur: Gazetecilik, çakma zenginlik aracı değil, zengin bir ruhla yapılabilecek bir meslektir. Parayla itibar satın alınmaz. O yüzden bırakalım, çakmalar kendi aralarında televizyonculuk oynasınlar. Bizim rotamız, daima gerçek haberciliktir.



