Son yıllarda ekonomi sayfalarının en hararetli, sokaktaki insanın ise en can yakıcı gündemi hiç şüphesiz gayrimenkul ve kira piyasası. Gelir adaleti ile yaşam maliyetleri arasındaki makas o kadar açıldı ki, artık mesele birikim yapıp ev sahibi olma hayalini çoktan geçti; en temel insan hakkı olan "başını sokacak bir çatı bulma" mücadelesine dönüştü.
Bugün rakamlara kabaca baktığımızda tablonun vahameti netçe ortada. Emekli maaşlarının, asgari ücretin ve hatta ortalama bir kamu çalışanının gelirinin ulaştığı seviyeler belli. Buna karşın, özellikle büyükşehirlerde ortalama bir dairenin kira bedeli, tek bir çalışanın —bırakın emekliyi— toplam gelirini yutacak, hatta aşacak seviyelere geldi.
Tam bu noktada sormak gerekiyor: Bir aile, gelirinin tamamını ya da aslan payını kiraya verdikten sonra neyle yaşayacak? İnsanlar evlerin duvarlarını mı yiyecek?
Elbette serbest piyasa koşulları, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı ev sahiplerini de kendi pencerelerinden haklı gerekçeler üretmeye itiyor. Onlar da markette, pazarda aynı enflasyonla yüzleşiyor; mülklerinin değerini ve kendi geçimlerini korumak istiyorlar. Ancak unuttuğumuz çok temel bir etik değer var: Barınma bir yatırım aracı veya ticari bir meta olmanın ötesinde, insani bir ihtiyaçtır.
Bir tarafta hayatta kalma ve sokakta kalmama mücadelesi veren kiracılar, diğer tarafta ise mülkünün getirisini maksimize etmeye çalışan ev sahipleri... Bu durum, toplumun en köklü değerlerinden biri olan "komşuluk" ve "dayanışma" kültürünü baltalıyor. Adliye koridorları kira tespit ve tahliye davalarıyla dolup taşarken, toplumsal huzurumuz da aynı oranda yıpranıyor.
Öte Tarafa Götürülemeyen Servetler ve Merhamet
Günün sonunda hepimizin paylaştığı ortak bir gerçek var: Dünya malı dünyada kalıyor. Ne biriktirilen katlar, ne her ay banka hesabına yatan yüksek kira bedelleri bu dünyadan göçerken yanımızda geliyor. Geriye kalan tek şey, zor zamanlarda gösterdiğimiz insanlık, kurduğumuz empati ve geride bıraktığımız iyi yad edilme duygusudur.
Ev sahiplerinin en azından başlarını sokacak bir evlerinin olması, bugünün şartlarında çok büyük bir konfor ve şükür sebebidir. İkinci, üçüncü mülklerini kiraya veren vatandaşlarımızın, kiracılarının sadece birer "gelir kapısı" değil; çoluğuyla çocuğuyla hayata tutunmaya çalışan birer insan olduğunu hatırlaması gerekiyor.
Devletin yasal düzenlemeleri ve denetimleri kuşkusuz bu krizin çözümü için elzemdir. Ancak kanunların yetmediği yerde vicdanlar devreye girmelidir. Kiracıların düzenli ve sürdürülebilir ödemeler yapabilmesi, ancak bu ödemelerin "makul" seviyelerde kalmasıyla mümkündür. Ödenemeyecek fiyatlar dayatıp ardından düzenli ödeme beklemek, eşyanın tabiatına aykırıdır.
Herkesin geçim derdinde olduğu bu zorlu dönemde, ev sahiplerini biraz daha merhamete, makuliyete ve vicdani bir muhasebeye davet ediyoruz. Unutmayalım; para her şey değildir ve bu zor günleri ancak birbirimizin yükünü hafifleterek, haddi ve hududu bilerek, en önemlisi de insanlığımızı kaybetmeyerek aşabiliriz.
Sevgi ,Saygı ve Güzel Vicdanınızla kalın...



