9 Eylül, bu toprakların hafızasında iki büyük kırılma noktasının simgesidir. 1922’de İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşuyla Milli Mücadele zaferle taçlanmış; tam bir yıl sonra, 1923’te ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluşuyla bağımsız Türkiye’nin kurumsal temelleri atılmıştır. Bu iki tarihi olayın aynı güne kesişmesi tesadüf değil, "kurtuluş" ile "kuruluş" iradesinin birbirini tamamlayan bağının bir göstergesidir. Bugünü anarken, sadece geçmişin şanlı sayfalarını yad etmekle kalmayıp köklü kurumların ve siyasi geleneklerin dününe ve bugününe objektif bir gazeteci gözüyle bakmak gerekir.
CHP, bireysel ikbal hesaplarının ve dönemsel çekişmelerin ötesinde, cumhuriyeti kuran en önemli kurumsal yapılardan biridir. Ancak yüz yılı aşan bu köklü tarihe bakıldığında, "Kişiler geçici, ilkeler kalıcıdır" söylemine rağmen zaman zaman parti içi demokrasinin ve kurumsal hafızanın sert hizipleşmelere kurban edildiği su götürmez bir gerçektir.
Siyasi tarihteki kırılma noktaları bize bu durumu açıkça gösterir. 1945 yılında parti içi reform ve demokrasi talep eden Dörtlü Takrir kadrosunun(Celâl Bayar,Adnan Menderes,Fuad Köprülü,Refik Koraltan) dinlenmek yerine ihraç edilmesi, Demokrat Parti’nin doğuşuna ve CHP’nin 1950’de iktidarı kaybetmesine zemin hazırlamıştır. Benzer şekilde 1972’de Bülent Ecevit’in parti içi demokrasi ve değişim vurgusu, kurucu lider İsmet İnönü ile karşı karşıya gelmesine yol açmış, bu mücadele bir dönüşüm getirse de hizipleşmenin derinliğini gözler önüne sermiştir. 1990’larda yaşanan SHP-CHP ayrışması, liderlik yarışları ve sandalye kavgaları ise seçmeni sandıktan uzaklaştırarak partinin 1999’da sandıkta ağır bir bedel ödemesine neden olmuştur.
Bir siyasi yapıda ilkeler delege hesaplarının, adalet ve liyakat ise dar çıkar gruplarının gölgesinde kaldığında; yıllarını vermiş üyelerin ve seçmenlerin sitem duyması son derece doğaldır. Kimileri bu tıkanıklık karşısında sessizce kenara çekilmeyi, kimileri ise fikri mücadelesini yeni çatılar altında sürdürmeyi seçmiştir.
Ancak bugün sorulması gereken asıl soru şudur: CHP, Atatürk’ün kurduğu o kapsayıcı ve devrimci ilkeler partisi mi, yoksa belirli kliklerin ikbal kapısı mı? Seçimi beklemeden yolunu ayıranların da, yılların sadakatini tek celsede bitirenlerin de sitemi tam olarak bu sorunun cevabında gizlidir.
Yine de 9 Eylül’ün bize hatırlattığı asıl ruh, kırgınlıkları büyütmek değil; ortak değerlerde buluşabilmektir. İzmir’in kurtuluşundaki o büyük birleştirici irade gibi, kurumların da kendi öz evlatlarını ve seçmenini kucaklayan, Atatürk’ün miras bıraktığı kapsayıcı ilkelere dönmesi en büyük temennidir.
Sevgi ve Sağlıcakla kalın...



