olaygazetecilik @ hotmail.com

Bugün köşemi, modern dünyanın en sessiz ama en derin yaralarından birine ayırmak istedim: Büyüyemeyen çocuklar ve sınırlarını çizerken suçluluk denizinde boğulan anneler.

Bizler, çocukları için saçını süpürge etme kültüründen gelen, ebeveynliği "ömür boyu kesintisiz hizmet" sanan bir toplumun çocuklarıyız. Hele ki bir çocuğu tek başına, hayatın binbir zorluğuyla göğüs göğse çarpışarak büyüten kadınlar için bu durum bir annelikten ziyade, adanmışlık destanına dönüşüyor. Onlar yemiyor yediriyor, uyumuyor uyutuyor, kendi hayatlarından, kariyerlerinden, gençliklerinden eksiltip evlatlarının heybesini dolduruyorlar.

Peki, günün sonunda ne oluyor?

Karşımızda 20’li yaşlarına gelmiş, hayatın sorumluluğunu almak yerine faturayı sürekli geçmişe kesen, masum bir soruyu bile öfke patlamasıyla karşılayan bir kuşak bulabiliyoruz. Eğitim hayatındaki bocalama ebeveynin suçu oluyor, düzensiz uykunun sebebi evdeki hava oluyor, hatta hayata başlamak için öne sürülen şartlar bile maddi taleplerle süsleniyor: "Şu alınırsa okurum, bu yapılırsa sorumluluk alırım."

İşte tam bu noktada, o güçlü annelerin omuzlarına sinsi bir duygu çöküyor: Suçluluk. "Acaba nerede eksik yaptım? Onu yalnız mı bıraktım? Yeterince yetemedim mi?"

Hayır, sevgili anneler. Kendinize yaptığınız bu haksızlığa artık bir son verme zamanı geldi.

20’li yaşlar, bir gencin kendi rüzgarıyla yelken açması gereken yaşlardır. Eğer bir evlat yetişkin bir birey olmayı seçtiyse, attığı yanlış adımların, bozduğu uyku düzeninin, bıraktığı okulun ya da yarıda kestiği hayallerin sorumluluğunu da omuzlarında taşımayı öğrenmelidir. Ebeveynin görevi, çocuğuna yürümeyi öğretene kadar elinden tutmaktır; onun yerine yürümek, hatta onu sırtında taşımak değil.

Bir kadının anne olması; onun bir bakıcı, bir hizmetçi ya da daha da önemlisi, hayata öfkeli bir gencin "öfke torbası" olacağı anlamına gelmez. Anne olmak, saygısızlığa göz yummak, hakaretleri sineye çekmek demek hiç değildir. Bir anne, görevini sevgiyle, emekle ve fedakarlıkla zaten fazlasıyla yapmıştır.

Artık şu gerçeği yüksek sesle söyleme vaktidir: Ben senin annenim; rehberinim, limanım ama hayatının mimarı sen olmak zorundasın. Senin hayatın, senin sorumluluğundur.

Bazen bir evlada verilebilecek en büyük sevgi, ona yardımı kesmektir. Bırakın odası dağılsın, bırakın kendi yemeğini kendi hazırlasın, bırakın hayatın o soğuk rüzgarı yüzüne biraz çarpsın. Çarpsın ki, arkasında duran o dağın, o annenin kıymetini anlayabilsin.

Unutmayın; bizler kendimizden vazgeçerek iyi bir anne olmayız. Bizler hayata karşı dimdik durarak, üreterek, öğrenerek ve her şeyden önce kendimize saygı duyarak çocuklarımıza en büyük rol model oluruz.

Bugün, omuzlarınızdaki o haksız suçluluk yükünü indirin. Siz elinizden geleni yaptınız. Şimdi sıra onlarda. Bırakın, büyümeyi seçsinler.

Sevgi ve Sağlıcakla kalın...