olaygazetecilik @ hotmail.com

İnsan, kaybolmayı en çok kendinden saklar. İçinde nereye gideceğini bilemezken dışarıda herkese yol tarif eder. Yüzünde tebessüm, içinde fırtına… İşte o sırada bir ses duyarsın:

“Ben buradayım. Hadi, devam.”

Dost budur. Aynı yolu yürüyen değil; yolunu kaybettiğinde seni yeniden kendine döndüren sestir.

Sessizlik bazen kelimelerden daha gürdür. Bir dost, konuşmadan anlar; anlatmadan duyar. Çünkü empati, birinin acısını duymak değil; acının seni çağırdığını fark ettiğin anda kendi acını unutmaktır. O ince çizgi, insanın insana en çok benzediği yerdir.

Dostluk, basit bir sosyal bağ değildir.

İnsan, bir başkasının yüreğine kurduğu köprü kadar insandır.

O köprünün taşları ise anlayıştır:

Kırmadan… Ezmeden…

Sadece şunu söyleyebilen bir var oluş:

“Yıkılma, ben buradayım. Ve sen geçene kadar hiçbir fırtına bu köprüyü yıkamayacak.”

Hastane koridorları… Orada herkes çıplaktır; gösterişinden, maskesinden arınmış.

Bir gece düşün…

Aceleyle kaldırılmış bir insan…

Kaderin soğuk kapıları…

Doktorlar koşarken sen nefes alamazsın.

Sözün biter. Dua bile cümlesini unutur.

Ve bir el omzuna dokunur:

“Ben geldim.”

İşte dost, tam da orada başlar.

Ne çok konuşur, ne nasihat verir.

Sadece yanındadır.

Sessiz ama sağlam.

Çünkü dost yük olmaz; yüke omuz olur.

Bazıları o gece uyur;

Bazıları da gece sana omuz verir.

Ve sabah olduğunda anlaşılır:

Bir insanın kıymeti, gecedeki omuzu.

Gece sessizliğini bölen bir telefon sesi…

Saat 02:37.

Neden bu saatte ararsın ki birini?

Kimseyi aramazsın.

Sadece dostu ararsın.

Ve o açar.

Ne sorar “ne oldu?” ne de “neden bu saatte?”

Sadece nefesini duyar ve anlamıştır:

“Dostum, nefesim yetmedi.”

O an konuşmaz; çünkü kelime bazen insanın gücünü aşındırır.

Sadece dinler.

Sadece duyar.

Sadece var olur.

İşte insan dediğin, böyle anlarda belli olur:

“Ben buradayım” demek yeterken, kimileri hep “yarın konuşalım” der.

Ama dost, yarın çok geç olmadan gelir.

En zor anlardan biridir bir cenaze avlusunda durmak.

Kelime yok, bakışlar acıya dayanamaz.

Orada iki insan arasındaki tek dil: sessizliktir.

Bir dost, gözyaşına eşlik etmek için konuşmaz.

Sadece omzunu uzatır:

“Tut istersen biraz hayatı ben taşırım.”

Bu yüzden gerçek dostluk beden diliyle yazılır.

Bir omuz.

Bir duruş.

Bir susuş.

Tasavvufta denir ki:

“Hakiki merhamet, acıyı dilsizce paylaşmaktır.”

Çünkü söz, acıyı çoğu zaman küçültür.

Ama susmak, insanı büyütür.

Zaman zaman herkes yönünü kaybeder.

Hedeflerin, prensiplerin, ideallerin…

Bir gün bakarsın ki hepsi paramparça.

Hayatın elinde bir pergel olmuşsun, aynı yerde dönüp duruyorsun.

Ve bir ses gelir içinden, çok derinden:

“Sen böyle biri değildin.”

Dostluk, pusuladır.

Seni sen yapan değerlere yeniden ayar çeker:

“Hatırla. Yola devam.”

Her insanın içinde bir kuzey vardır.

Bazılarının kuzeyi insan, bazılarınındıysa yalnızca kendi menfaati.

Dost, kuzeyi “biz” olana yöneltir.

Çünkü yalnız birey ayakta kalır; dostluğu olan insan yürür.

Dostluk aynı yolda yürümek değildir. Öyle olsaydı, herkes birbiriyle dost olurdu.

Asıl mesele:

Aynı istikamete inanmaktır.

Sen düşersin, o kaldırır.

O düşer, sen beklersin.

Hiç kimse kimseyi geride bırakmaz.

Bir dostun sana verebileceği en büyük hediye, yoluna devam edebilme cesaretidir.

Senin adına yol yürümez; ama senin yürüyebileceğine inanır.

Ve bazen, senden daha çok inanır…

Bu, insana verilen en büyük değerdir.

Bir insanı insan yapan, ona verilen değerdir.

Gece çöker.

Karanlık uzar.

İnsanı ürküten karanlık değil, karanlıkta yapayalnız kalma ihtimalidir.

Dost, ışık değildir sadece.

Işığın var olduğunu hatırlatan kişidir.

El feneri değil; gözünün unuttuğu gündüzdür.

Dost, karanlığı aydınlatan değil,

karanlıkta aydınlığı hatırlatandır.

O yüzden en zor gecelerde, bir kişinin kapısını çalarsın:

Korkmadan.

Çekinmeden.

Mahcup olmadan.

Çünkü bilirsin:

Seni sen yapan hatıralarınla, tüm karanlığına rağmen kabul eden odur.

Güven, insanın kalbindeki en kırılgan emanettir.

Bir kez kırıldı mı; kimse geri veremez.

Dost, güvenin restorasyon ustasıdır.

Yıkılmış bir limanı ayakta tutan rüzgar değil, dayanışmadır.

Fırtınalar geçer.

Gemiler batar.

Dalgalar çarpar.

Hayat defalarca sınar.

Ama liman hep orada durur.

Yıkılmaz.

O yüzden dost:

Sığınak değil, güvendir.

İnsanın yeniden yelken açma cesareti, limanının sağlamlığından gelir.

Kimileri hayatına girer; bir yük bırakır çıkar.

Kimileri ise gelir; senin yükünü paylaşır.

Aradaki fark?

Birincisi seni tüketir.

İkincisi seni tamamlar.

Gerçek dost:

Seni senden alıp, yine sana getirendir.

Ve o dönüş yolculuğunda kaç kere tökezlediğini değil; kaç kere devam ettiğini görür.

Empati, işte böyle başlar:

Kendini değil; karşındakinin yükünü hissettiğin yerde.

Bugünün dünyası; bağı çok, bağlananı az, arkadaşı çok, dostu yok insanların dünyası.

İletişim arttıkça birbirimize uzaklaştık.

Mesaj bölümünde yüzlerce isim; ama gerçekten iç sesini arayabileceğin kaç kişi?

İnsanın insana muhtaç olduğu tek yer, kalbidir.

İyiliği hatırlamak kolay.

Zor olan, unuttuğunda hatırlatacak birine sahip olmak.

Dost dediğin:

İyiliği yapmak için değil; iyiliği yeniden hatırlatmak için vardır.

Herkes iyi gününde kalabalık olur.

Bir de zor gününde bir kişi gelir.

İşte o kişi, hayatının en kalabalık insanıdır.

İnsan, bir dost kadar güçlü; bir ses kadar umutlu; bir omuz kadar insandır.