Marmara'nın kıyısında, sanayinin ve deniz kokusunun iç içe geçtiği Tuzla, son günlerde bambaşka bir sessizliğe büründü. Bu sessizlik, ne lodosun uğultusu ne de martıların çığlıklarıyla bozuluyor. Bu sessizlik, diken üstünde bekleyen bir yüreğin, her an gelebilecek bir sarsıntının tedirginliği.
Deprem uzmanlarının ekranlarda beliren yüzleri, bir zamanlar bilginin ve güvenin simgesiydi. Şimdi ise, çoğu Tuzlalı için endişenin ve kafa karışıklığının kaynağı haline geldi. Kimi "yakın" diyor, kimi "belirsiz." Kimi büyük bir depremden bahsediyor, kimi artçı sarsıntıların devam edeceğini söylüyor. Bu çelişkili ve çoğu zaman "ama"larla dolu açıklamalar, Tuzla'nın zaten hassas olan sinir uçlarını daha da geriyor.
Anlıyoruz, bilimin kesin cevapları her zaman olmayabilir. Fay hatlarının karmaşık yapısı, öngörülemez enerjisi, uzmanları da zaman zaman çıkmaza sokabilir. Ancak, ekran başında çaresizce bekleyen Tuzlalıların beklentisi, daha net, daha yapıcı ve en azından ortak bir dilin kullanılması. Sürekli yinelenen "olabilir," "bekleniyor," "şu senaryo da ihtimal dahilinde" gibi muğlak ifadeler, korkuyu azaltmak yerine, belirsizliğin karanlık dehlizlerinde kaybolmaya neden oluyor.
Tuzla'nın sokaklarında yürürken, insanların gözlerindeki o tedirgin ifadeyi görmek mümkün. Balkonlardaki hazır çantalar, kapı önlerine yığılmış su şişeleri, her an tetikte olma halinin somut göstergeleri. Çocukların oyun seslerine karışan bir endişe, yaşlıların sohbetlerine sinen bir kaygı... Bu manzara, rakamlardan ve teorilerden çok daha fazlasını anlatıyor. Bu manzara, bilimin soğuk diliyle değil, yüreklerin sıcak çığlığıyla anlaşılması gereken bir durumu resmediyor.
Elbette, deprem gerçeğini yok saymak mümkün değil. Bilimin ışığında alınması gereken önlemler de yadsınamaz. Ancak, bu gerçekliği anlatırken kullanılan dilin, yaratılan atmosferin de en az alınacak önlemler kadar önemli olduğu unutulmamalı. Korku pompalayan, belirsizliği körükleyen açıklamalar yerine, daha sakin, daha bilgilendirici ve dayanışmayı ön plana çıkaran bir yaklaşım, Tuzla'nın ve tüm Marmara Bölgesi'nin ihtiyacı olan şey.
Unutulmamalıdır ki, bilim insanları sadece fay hatlarını değil, aynı zamanda insanların ruh halini de okumakla mükelleftir. Tuzla, dikenlerin üzerinde daha fazla beklemek istemiyor. Artık bilimin çatlak sesleri değil, umudun ve güvenin sağlam yankıları duyulmak istiyor.



