Bazen bir koku geçer burnunuzun ucundan, sizi alır kırk yıl öncesine götürür. Bugünlerde hangi lüks restorana gitseniz, hangi "gurme" tabağı önünüze koysalar o tadı bulamazsınız. Çünkü eksik olan malzemedir; içine çocukluk katmamışlardır.
Geçenlerde 1979 yılına dair bir hikaye düştü önüme. Eskişehir’in bozkırından çıkıp Gebze’nin tozuna toprağına karışan bir çocuğun hikayesi... Şimdilerde 57 yaşında olan o çocuğun belleğinde öyle bir sahne var ki, bugün Gebze’nin o devasa sanayi blokları arasında arasanız bulamazsınız.
O zamanlar Gebze’den Darıca Bayramoğlu’na gitmek bir "sefer" demekti. Altınızda araba yok, cebinizde harçlık kısıtlı... Ama mahallenin çocukları bir araya geldi mi, o kilometrelerce yol sanki birkaç adım gibi gelirdi. Yürürken yapılan şakalar, hayaller, birbirine çarpan omuzlar yolun yorgunluğunu alıp götürürdü. Şimdiki çocuklar "yol uzun" diye evden çıkmıyor ya; oysa biz yolu değil, yolda olmayı severdik.
Bayramoğlu sahiline varıldığında ise asıl şölen başlardı. Denize girip serinledikten sonra o tatlı yorgunlukla birlikte karınlar zil çalardı. Ama çözüm basitti: Deniz ve bir parça ateş.
Kıyıda bulunan bir teneke parçası, dünyanın en mahir şefinin tavasından daha kıymetliydi. Denizden kendi ellerinle topladığın o midyeleri tenekenin üzerine dizeceksin, altına iki çırpı ateşi vereceksin... O midyeler sıcağı gördükçe "çıt çıt" açılırken, bakkaldan alınan o bir somun ekmeği bölüşeceksin.
İşte o an, o isli tenekenin kokusu bakkal ekmeğinin sıcaklığıyla birleşince, ortaya çıkan lezzet sadece karın doyurmazdı; ruhu doyururdu. O midye değil, sanki denizin kendisiydi. Paylaşılan sadece ekmek değil, kardeşlikti.
Bugün Bayramoğlu’na gitseniz, o günkü denizi de o günkü sakinliği de bulmak zor. Şehir büyüdü, yollar genişledi, binalar yükseldi ama o teneke üzerindeki samimiyet sanki o yıllarda asılı kaldı.
1979’da Eskişehir’den Gebze’ye gelip o yolları yürüyen o çocuk, aslında bize çok önemli bir şey hatırlatıyor: Mutluluk, sahip olduklarımızın çokluğuyla değil, onları nasıl paylaştığımızla ilgiliydi. Bir ekmek, birkaç midye ve bir avuç çocukluk arkadaşı...
Hayatın tüm yüküne rağmen, o 57 yıllık yorgunluğu tek bir anıyla silip atan o isli midye kokusuna selam olsun. Çünkü biz, ekmeğini denizle katık eden, yolunu dostlukla kısaltan son kuşaktık.



