
İnsanlığın en adil mahkemesi modern dünyada kurulmadı.
Ne anayasa vardı, ne hukuk, ne de “ama şartlar” savunması.
Sadece bir kalp vardı.
Bir de tüy.
Antik Mısır’ın “Kalbin Tartılması” sahnesi bugün müzelerde bir dekor, evlerde bir tablo, akademide bir mitoloji örneği gibi anlatılıyor.
Bu büyük bir yanılgı.
Bu sahne bir sanat eseri değildir.
Bu sahne insanın çıplak röntgenidir.
Ve bugün bu sahneye bakmak istemiyoruz.
Çünkü bu sahne insanı aklamaz.
İfşa eder.
Modern insanın temel yanılgısı şudur:
“Kötü insanlar başkalarıdır.”
İnsanlar kötü oldukları için değil, kendilerine sürekli haklı olduklarını söyledikleri için ruhsal olarak çökerler.
Antik Mısır bunu çok net biliyordu.
Kalp tartılırken kimse ne söylediğine bakmaz.
Ne savunduğuna, ne inandığını iddia ettiğine, ne kadar iyi niyetli göründüğüne…
Sadece niyetin ağırlığına bakılır.
Bugün ise biz her şeyi tartıyoruz:
Başarıyı, parayı, statüyü, performansı…
Ama niyeti tartmıyoruz.
Vicdanı ölçmüyoruz.
Ahlakı test etmiyoruz.
Sonra da neden bu kadar depresif, bu kadar öfkeli, bu kadar huzursuz olduğumuzu soruyoruz.
Kalp durduk yere ağırlaşmaz.
Kalbi ağırlaştıran şey günah değildir.
Çelişkidir.
İnandığın gibi yaşamazsın.
Ama yaşadığını savunursun.
İşte kalp orada ağırlaşır.
Kendi ahlakıyla kavgalı insanlar.
– Sadakati savunur, ihaneti normalleştirir.
– Adaletten bahseder, işine geleni ezer.
– Dürüstlük ister, yalanı strateji sayar.
Sonra “neden içim sıkılıyor” diye sorar.
Çünkü vicdan bastırılabilir ama iptal edilemez.
Bastırılan vicdan depresyon olur.
Susturulan suçluluk anksiyeteye dönüşür.
Sürekli kaçılan ahlak, kişilik bozukluğu üretir.
Antik Mısır bunu binlerce yıl önce resmetti.
Biz hala inkar ediyoruz.
Bu sahnede Anubis bir tanrı değildir.
Ne bağırır, ne kızar, ne nasihat verir.
Yargılamaz.
İkna etmeye çalışmaz.
Seni ne över, ne de yerer.
Sadece şunu sorar:
“Bu hayat seni neye dönüştürdü?”
Modern insan rol yapmayı sever.
İyi insan rolü.
Mağdur rolü.
Güçlü rolü.
Dindar rolü.
Aydın rolü.
Ama kalp rol yapmaz.
Kalp neyse odur.
Bu sahne rolü değil, gerçeği tartar.
Thoth yazıcıdır.
Bugün ona bilinç deriz.
Daha doğrusu: bilinçdışı.
İnsan kendine şunu söyler:
“Geçmiş geçti.”
“Unuttum.”
“Üzerimde etkisi yok.”
Bu bir yanılsamadır.
Bilinç hiçbir şeyi silmez.
Sadece bastırır.
Ve bastırılan her şey bir gün geri döner.
Bazen panik atak olarak.
Bazen anlamsız bir öfke patlaması olarak.
Bazen ilişkilerde tekrar eden aynı hatalarla.
İnsan en çok kendine yalan söyler.
Ama bilinç bu yalanı not alır.
Antik Mısır bunu bir yazıcıyla anlatır.
Biz tanı koyarız.
Ama mesele değişmez.
Osiris konuşmaz.
Savunma almaz.
Ağlamaya bakmaz.
Modern dünya pazarlık sever.
Bugün her şey pazarlığa açıktır:
Değerler, ilkeler, hatta vicdan.
Ama hayat pazarlık kabul etmez.
Bir noktada herkes Osiris’in önüne çıkar.
Bazen bir hastane odasında.
Bazen bir iflas masasında.
Bazen yalnızlıkta.
Bazen gecenin üçünde gelen bir iç sıkıntısıyla.
Ve o an şu soru kalır:
“Bu hayat seni hafifletti mi, ağırlaştırdı mı?”
Başarı bu soruyu geçersiz kılmaz.
Para hafifletmez.
Statü kurtarmaz.
Kalp tartılır.
Ammit şeytan değildir.
İntikam değildir.
Ceza hiç değildir.
Ammit bir sonuçtur.
Kalp tüyden ağırsa yok olur.
Kendinle uyumsuz yaşarsan çökersin.
Ahlakınla çelişirsen parçalanırsın.
İnandığını inkar edersen bedel ödersin.
Bu bedel bazen ruhsal olur, bazen bedensel.
Antik Mısır bunu sembolleştirir.
Biz ise “stres” deyip geçeriz.
Bu tablo bize şunu sormaz:
“İyi misin, kötü müsün?”
Şunu sorar:
“Kendinle tutarlı mısın?”
İnsan kötülükten çok ikiyüzlülüğe dayanamaz.
İnsan yalandan çok çelişkiye yenilir.
İnsan rol yapmaktan yorulur.
Bugün toplum yorgun.
Herkes haklı.
Kimse huzurlu değil.
Çünkü kalpler ağır.
Çünkü tüy yok.
Antik Mısır insanı şunu biliyordu:
İnsanı yargılayan Tanrı değil, kendi kalbi.
Ve en sert mahkeme, hakimin sen olduğu mahkemedir.
Bugün hala kaçıyoruz.
Daha çok konuşarak.
Daha çok tüketerek.
Daha çok meşgul olarak.
Ama kalp tartıya çıktığında,
hiçbir bahane hafifletmez onu.



