olaygazetecilik @ hotmail.com

İnsanların çoğu ne yapacağını bilmediği için değil, neye sadık kalacağını bilmediği için yorulur. Diyet listeleri bellidir, sporun faydası ortadadır, çalışmanın gerekliliği tartışılmaz. Buna rağmen insanlar sürdüremez. Bu tablo irade zayıflığı değildir; yönü belirlenmemiş bir hayatın sonucudur. Bilgi vardır ama merkez yoktur. Merkez yoksa davranış dağılır, hayat savrulur.
“Her şeyim var ama ben yokum.” İyi iş, düzenli gelir, sosyal çevre… Ama iç huzur yoktur. Çünkü hayat başkalarının beklentileriyle kurulmuştur. Aile ne dediyse o yapılmış, toplum neyi ödüllendirdiyse ona koşulmuştur. Kişi rol sahibidir ama özne değildir. Kimliği ödünç alınmış bir elbise gibidir; dışarıdan düzgün görünür, içeride rahatsız eder.
İnsan zihni boş bir oda değildir; yıldızlarla dolu bir gökyüzüdür. Her anı, her korku, her umut o gökyüzünde bir iz bırakır. Ama çoğumuz o gökyüzünde başkalarının haritasıyla yol bulmaya çalışırız. Kendi yıldızını seçmeyen insan yönünü kaybeder. Kimlik dediğimiz şey, o yıldızlardan birkaçını seçip onlara sadık kalabilmektir.
Kimlik bir ağaç gibidir. Kökleri geçmişte, gövdesi bugünde, dalları gelecektedir. Ama bu ağaç yalnız toprakta değil, insanın zihninde büyür. Çocukluk deneyimleri kök olur. Sürekli eleştirilen çocuk ileride en küçük hatada utanç hisseder. Aşırı kontrol edilen çocuk karar almaktan korkar. Koşullu sevgi gören çocuk onaya bağımlı olur. Klinik dilde buna utanç temelli benlik denir. Bu insanlar başarıya ulaşsalar bile içten içe değersizlik hissi taşır. Çünkü kimlikleri iç ölçütle değil, dış ödülle kurulmuştur.
Bu tablo yalnız bireysel değil, kültüreldir. Bizim toplumumuzda çocuk önce “ayıp olur” cümlesini öğrenir. Kendi isteğini söylemekten çekinir. Aileyi üzmemek için meslek seçer, komşular ne der diye evlenir, toplum beğensin diye yaşar. Böyle büyüyen insan, kırk yaşında aynaya bakıp şu soruyu sorar: “Ben kimin hayatını yaşadım?” Bu soru depresyon değil, kimlik arayışıdır.
Ama kökler kader değildir. İnsan geçmişini değiştiremez ama onunla kurduğu ilişkiyi değiştirebilir. Beyin yeni yollar açar. Nöroplastisite tekrarlanan davranışla yeni sinaptik bağlar kurar. İnsan kendine küçük bir söz verip bunu her gün tuttuğunda yeni bir gövde inşa etmeye başlar. Kimlik düşünceyle değil, tekrar eden davranışla oluşur.
Modern insanın sorunu seçenek fazlalığıdır. Meslekler, şehirler, yaşam biçimleri… Çeşitlilik özgürlük gibi görünür ama karar yükünü artırır. Karar yorgunluğu zihinsel enerjiyi tüketir. Tükenen zihin kısa vadeli rahatlığı seçer. İnsan sporun gerekli olduğunu bilir ama gitmez. Tasarrufun önemli olduğunu bilir ama harcar. Çünkü kök zayıftır; gövdeye güç gelmez.
Dijital dünya bu sorunu büyüttü. Artık insanlar kendini iç değerle değil dış onayla ölçüyor. Beğeni sayısı özgüvenin yerine geçti. Görünürlük geçici bir değer hissi üretir. Ama dış ölçütler değişkendir. Bir gün yükseltir, bir gün düşürür. İç merkezi olmayan kişi bu dalgalanmada yorulur. Bu narsisistik savunmanın modern biçimidir: Değeri dışarıdan toplamak.
İnsan başarılıdır ama uykusuzdur. Çalışkandır ama huzursuzdur. Çünkü hayatını statü üzerine kurmuştur. Sağlık, dostluk, öğrenme gibi değerleri ertelemiştir. Bir gün aynaya bakıp şunu söyler: “Bu hayat benim değil.” İşte kimlik o gün başlar. İnsan hayatını yeniden hizalar. Küçük alışkanlıklar koyar. İlk kez kendi hayatının direksiyonuna geçer.
Kimlik yalnız disiplin değildir, anlam seçimidir. İnsan sınırlı bir zamana sahiptir. Ölüm uzak bir fikir değil, her gün yaklaşan bir gerçektir. Bu nedenle kimlik yalnız alışkanlık değil, değer tercihidir. İnsan hangi değere hayatını vereceğini seçer. Seçmeyen insanın ömrü başkalarının planına akar.
Sağlam kimlik üç şeye dayanır.
Birincisi değer netliği. İnsan en fazla birkaç değer seçmelidir: sağlık, dürüstlük, üretkenlik, öğrenme, aile gibi. Değer sayısı arttıkça öncelik kaybolur. Her şeyi isteyen hiçbir şeyi sürdüremez.
İkincisi davranış tutarlılığı. Her değer için küçük bir eylem gerekir. Sağlık için yürüyüş. Öğrenme için her gün birkaç sayfa. Dostluk için düzenli temas. Bu küçük tekrarlar gövdeyi kalınlaştırır. Disiplin, kimliğin davranışa dönüşmüş halidir.
Üçüncüsü uzun vadeli perspektif. Duygular değişir, heves azalır, motivasyon düşer. Ama seçilmiş yön kalır. Olgunluk, geçici isteğe değil kalıcı değere göre hareket edebilmektir.
Motivasyon beklemek hatadır. Davranış motivasyonu üretir. Küçük ilerleme ödül sistemini harekete geçirir. Beyin ilerlemeyi kaydeder ve tekrar etmeyi kolaylaştırır. Bu yüzden kimlik düşünerek değil, tekrar ederek kurulur.
Ama kimliğin bir katmanı daha vardır: öz-benlik. İnsan zihninin derininde küçük bir çocuk durur. Korkularını saklayan, sevilmek isteyen, yalnız kalmaktan ürken o çocuk… Eğer kimlik yalnız başarı üzerine kurulursa o çocuk incinir. İnsan gece uykusuz kalır. Çünkü dışarıdaki hayat ile içerdeki çocuk barışmamıştır.
Bu yüzden kimlik yalnız hedef değil, merhamettir. İnsan kendi hatasını affedebilmelidir. Kendi acısını inkar eden kişi başkalarının hayatını yaşamaya devam eder. Kendini tanıyan insan ise sınır koymayı öğrenir. “Bu benim için doğru değil” diyebilir. Bu cümle psikolojik özgürlüktür.
Enerji yönetimi de kimliktir. Her isteğe evet demek merkez kuramamaktır. Sınır koyamayan insan yorgun yaşar. Çünkü başkalarının öncelikleri onun hayatını işgal eder. Olgunluk, hayır diyebilme cesaretidir.
İnşa edilmiş kimlik katı değildir. Esnektir ama ilkesiz değildir. Katılık kırılganlık üretir. İlkesizlik savrulma yaratır. Olgunluk, esneklik ile istikrar arasındaki dengeyi kurabilmektir.
İnsan zihninde bir evren taşır. O evrende bir ağaç büyütür. Kökleri anılarda, gövdesi seçimlerde, dalları umutlardadır. O ağacın dibinde küçük bir insan durur: öz-benlik. Eğer o insan yalnız kalırsa ağaç kurur. Eğer ona sadık kalınırsa ağaç meyve verir.
Kimlik insanı kusursuz yapmaz ama tutarlı yapar. Tutarlılık özgüven üretir. Dış onaya bağımlı olmayan özgüven, insanı kendi hayatının öznesi yapar. Öznesi olan insan savrulmaz. Çünkü yönü başkalarının beklentisine değil, kendi seçtiği ilkelere dayanır.
Bir gün herkes geriye bakacak. O gün önemli olan ne kadar konuştuğumuz değil, neyi tekrar ettiğimiz olacak. Çünkü karakter bir anda değil, küçük seçimlerin toplamıyla oluşur. İnsan hayatını nasıl tekrar ediyorsa, kimliği de öyle yazılır.
Kimliğini kurmayan insan yorulur. Kimliğini kuran insan yalnız kalabilir ama huzurlu olur. Çünkü kendi yıldızını seçmiştir. Kendi ağacını büyütmüştür. Ve sonunda şunu anlar:
Kimliğini kurmayan insan, ömrünü başkalarının gölgesinde tüketir.