Eskişehirliyim ben. Toprağımın kokusu burnumda tüter, memleketimin insanının sıcaklığı içimi ısıtır. Ama bir de öyle bir lezzet vardır ki, adını duyunca bile kalbim hızlanır, midemden hafif bir gurultu yükselir: Çibörek!
…
Tatar kardeşlerimizin bize armağanı bu eşsiz lezzet, benim için sadece bir börekten çok daha fazlası. O çıtır çıtır hamurun arasında saklı, sulu mu sulu kıyma harcı, her ısırıkta damaklarda bıraktığı o tarifsiz tat… Ah o tat! Sanki çocukluğumun, memleketimin tüm anıları o minik hamurlarda saklı.
…
Eskişehir’e her gidişimde ritüelim bellidir. Şehir merkezine adımımı atar atmaz yönümü Papağan Çibörekçisi’ne çeviririm. Oraya varınca duyduğum o mis gibi çibörek kokusu, beni adeta büyüler. Siparişimi verirken heyecanlanırım. Bir porsiyon çıtır çıtır çibörek ve yanında buz gibi bir ayran… İşte budur keyif! O ilk ısırıkta çıkan o hafif çıtırtı, ardından gelen o sıcak ve lezzetli harç… Gözlerimi kapatır, başka hiçbir şey düşünmem. O an, sadece çibörek ve ben varızdır.
İstanbul’un kalabalığında, Tuzla’nın sahilinde yaşarken memleket hasreti zaman zaman içimi burkar. İşte tam o anlarda imdadıma yetişen bir mekan var: Hanımeli Eskişehir Çibörek yapan restoranı. Sahilde, hemşehrilerimin açtığı bu sıcak yuva, bana memleketimin o eşsiz lezzetini sunuyor. Orada yediğim her çibörek, sanki beni alıp Eskişehir’in o meşhur çibörekçilerine geri götürüyor.
…
Çibörek sadece bir yemek değil, benim için bir bağ. Memleketime, çocukluğuma, sevdiklerime kurduğum bir köprü. O çıtır lezzet, her lokmada içimi ısıtıyor, yüzümü güldürüyor. Umarım bir gün yolunuz Eskişehir’e düşerse, siz de o eşsiz lezzeti tatma fırsatı bulursunuz. Belki o zaman siz de benim gibi bir çibörek sevdalısı olursunuz, kim bilir?



