Çocukluğumuzun en aşina, en içten manzaralarından biriydi: Sokakta ya da evde kazara yere bir parça ekmek düşmeyegörsün, zaman hemen orada dururdu. O ekmek orada öylece bırakılmazdı; yerden alınır, üzerindeki toz üflenir, sonra büyük bir hürmetle üç kere öpülüp alna koyulurdu. En sonunda ya kuşların yiyebileceği yüksekçe bir duvara bırakılır ya da "bismillah" denip baş köşeye konurdu. Bu hareket yalnızca kuru bir ritüel değil, bir hayat felsefesiydi. O küçücük ekmek parçasının şahsında emeğe, toprağa, alın terine ve en önemlisi "nimet" kavramına duyulan derin bir saygının ilanıydı.
Peki, ne ara ve nasıl değiştik? O nesle ne oldu?
Bizler, ekmeğin fırından çıkıp soframıza gelene kadar kaç elin emeğinden geçtiğini kalbiyle hisseden insanların arasında büyüdük. Ekmek kutsaldı çünkü içinde sabır vardı, paylaşmak vardı. Bugün ise o derin kavramın yerini, ne yazık ki modern dünyanın ruhsuz tüketim alışkanlıkları aldı. Artık market raflarında, plastik ambalajların içinde anonimleşen, endüstriyel bir ürüne dönüştü ekmek. Üretim sürecinden, toprağın kokusundan, çiftçinin nasırlı elinden uzaklaştıkça, ona olan bağımız da koptu. Bağ koptukça, saygı ve minnet duygusu yerini hoyratlığa bıraktı.
Eski kuşakların ekmeğe o sarsılmaz saygıyı duymasının arkasında, yokluğu bilmenin, kıtlıkla sınanmış hafızaların payı büyüktü. Bugün ise her şeye tek tıkla, zahmetsizce ve hızla ulaşabildiğimiz bir bolluk çağında yaşıyoruz. Ancak bu modern bolluk, beraberinde korkunç bir hissizleşmeyi getirdi. Kolay ulaşılan her şey gibi, ekmek de sıradanlaştı. Değerini fiyatıyla ölçer olduk; arkasındaki kutsal emekle değil. Bugün bayatlayan ekmekleri düşünmeden çöpe atabiliyorsak, fırınların önündeki konteynerler ekmek artıklarıyla dolup taşıyorsa, işte tam olarak bu hissizleşmenin kurbanı olmuşuz demektir.
Aslında ekmeğe gösterdiğimiz bu hoyratlık, insani ilişkilerimize de sirayet etti. Yere düşen ekmeği öpüp başına koyan nesil, kul hakkına girmekten, kalbi kırmaktan da imtina ederdi. Değerleri, emeği, dostlukları ve sevgiyi de tıpkı o bayatlayan ekmekler gibi hızla harcıyor, kolayca gözden çıkarıyoruz. Yere düşen ekmeği kaldırmayı unuttuğumuz gün, aslında yere düşen insanı kaldırma refleksimizi de kaybettik.
Biz modernleşirken kalbimizin bir parçasını, o çocukluk saflığımızı yolda bıraktık. Hızın ve tüketimin cazibesine kapılıp, bizi biz yapan en temel harcı; yani şükrü ve hürmeti unuttuk. Ancak hiçbir şey için tamamen geç değil. Bugün asıl ihtiyacımız olan şey, o eski manzarayı sadece nostaljik bir anı olarak yad etmek değil, onun özündeki felsefeyi yeniden kuşanmaktır. Ekmeğe, emeğe, insana ve hayata yeniden "nimet" gözüyle bakmayı başardığımız gün, ruhumuzdaki o büyük boşluk da kapanacaktır. Çünkü insan, sadece ekmekle yaşamaz; ekmeğe ve o ekmeği verene duyduğu hürmetle insan kalır.
Sevgi ve Sağlıcakla kalın...



