olaygazetecilik @ hotmail.com

 

İstanbul’da yaşayıp da denize hasret kalmamış olanımız var mıdır? Metropolün o devasa çarkları arasında ezilirken hepimizin sığındığı bir liman, sessizliğini özlediği bir kıyı vardır. Ama bazı kıyılar vardır ki, sadece dalga sesini değil, binlerce yılın yorgunluğunu, rüzgârın fısıltısını ve tarihin ezgisini taşır kulaklarımıza. İşte o kıyılardan biri, geçtiğimiz günlerde yayalaştırılan ve özenle düzenlenen yüzüyle Tuzla Postane Mahallesi Mercan Sahili’ndeki iki bin yıllık Antik Mendirek.

Sonbahar, İstanbul’a en çok yakışan mevsimlerdendir. Yazın o boğucu sıcağı yerini kurşuni göklere, serin esintilere ve yaprak hışırtılarına bıraktığında şehir de bir nebze olsun nefes alır. Otuz yıl boyunca sit alanı statüsünde olmasından ötürü adeta unutulmuş, tel örgüler arkasında kaderine terk edilmiş o antik kalıntılar, şimdi yapılan yenileme çalışmalarıyla yeniden İstanbullularla kucaklaşmaya başladı.

Tabii yanlış anlaşılmasın; burası hassas kalıntıların üzerine basıp yürüyeceğiniz bir yer değil. Tam aksine, doğanın ve tarihin dengesi gözetilerek hayata geçirilen düzenlemeler sayesinde, o iki bin yıllık taşlara zarar vermeden, hemen kıyılarından onlara komşu olabildiğiniz özel bir yürüyüş alanı. Antik çağda tüccarların, gemilerini fırtınalardan koruyan denizcilerin soluklandığı, amforaların gömüldüğü o köklü hafızanın yanından güvenle süzülüyorsunuz. Doğal yapısı bozulmadan bugüne gelebilmiş bu nadir kıyı, şimdi arabaların gürültüsünden arındırılmış; çocuk seslerinin ve dalga hışırtısının birbirine karıştığı sakin bir rota haline gelmiş.

Hani derler ya, bazı yerler insanı yavaşlatır diye. Antik mendireğin hemen yanındaki bu yeni parkur da tam olarak öyle bir yer. Ufka baktığınızda, denizin ve göğün o gri mavisinde şehrin tüm kaosunu bir anlığına unutuyorsunuz. Akşamüstü ışıkları sararan yaprakların üzerine düştüğünde, kıyıdaki o yorgun taşlar sanki size geçmişin hikâyelerini fısıldamaya başlıyor.

Yazın o coşkulu kalabalığından sonra, doğanın da insanın da kendi içine dönme vaktidir sonbahar. Tuzla’daki bu antik miras; ruhunu dinlendirmek, kalabalığın gürültüsünden kaçıp kendi iç limanına demir atmak isteyenler için harika bir sığınak olmuş.

Metropolün ortasında, iki bin yıllık kalıntılara zarar vermeden, onlarla yanak yanağa yürüyüp geçmişle bugünün el sıkıştığı o köşede soluklanmak... Belki de bu sonbaharda şehrin bize sunduğu en güzel hediyelerden biri. Yolunuz düşerse Mercan Sahili’ne uğrayın; rüzgârın ve tarihin ne söylediğine kulak verin. Pişman olmayacaksınız.

 

Sevgi ve Sağlıcakla kalın...