YAZ bitmeden YAZA dair birkaç satır YAZAYIM diye düşündüm.Fakat ne zaman kalemi elime alsam, aklımın ve gönlümün beni hep sanatın izlerini taşıyan mekânlara, sanatla iç içe olan ortamlara ve tarihî eserlere doğru götürdüğünü fark ettim. Sanırım kalemimle, ruhumu besleyen ve sanatı yaşatan eserleri dolaşırken,yazarken de kendimi daha mutlu ve daha özgür hissediyorum .
İzlediğim ve dinlediğim haberlerde; bir serginin açılışı, restorasyonu yeni tamamlanmış tarihî bir eser ya da ünü ülke sınırlarını aşmış bir sanatçımızdan söz edildiğini her duyduğumda, kulağım ister istemez o habere takılıyor. İçimde, beni sürekli sanata, tarihe ve onların izlerini taşıyan mekânlara çağıran bir ses var.
Bu yakınlarda İstanbul Modern’de açılan ve Türkiye’de bugüne kadar Semiha Berksoy üzerine hazırlanan en kapsamlı sergi olma özelliğini taşıyan “TÜM RENKLERİN ARYASI ” sergisinin haberine rastladım.Şimdi O’da kim diye soranları duyar gibiyim.. Cumhuriyet tarihimizin uluslararası alanda tanınan ilk opera sanatçılarından biri, “ilklerin kadını” olarak anılan Semiha Berksoy, yalnızca sesiyle değil; çizimlerinden, desenlerinden, opera temalı resimlerine, otoportre ve portrelerinden, çarşaflara çizdiği resimlerine uzanan çok yönlü sanat üretimiyle de dikkat çeken sanatçımız;tüylü şapkaları, sahne makyajı, cesur ve çılgın giysi seçimleriyle kendine özgü sıra dışı bir ifade dünyası ile bende her zaman büyük bir merak ve hayranlık uyandırmıştır. Onun yaşamını, sanatını ve ardında bıraktığı izleri daha yakından tanıma isteğiyle bu serginin kapısından içeri adımımı attım.
Şimdi sıra sizi, sanatın sınırlarını aşan sıra dışı sanatçımızla tanıştırmaya geldi:
SEMİHA BERKSOY

Cumhuriyet tarihimizin ilk Türk kadın opera sanatçısı, tiyatro oyuncusu ve ressamı olan Semiha Berksoy, 1910 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir . Sanat yaşamı boyunca yalnızca güçlü sesiyle değil, resimleri, sahne kimliği ve özgün kişiliğiyle de iz bırakmıştır . Hayatını sanatla yoğuran bu “ilklerin kadını”, 15 Ağustos 2004 tarihinde aramızdan ayrılsa da eserleri ve bıraktığı kültürel miras yaşamaya devam etmekte ve hala herkesi kendisine hayran bırakmaktadır. İstanbul Konservatuvarı’nda şan eğitimi aldıktan sonra, Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenim görmüş, usta isimlerden resim ve heykel dersleri almıştır .
Sanatçının opera, tiyatro, sinema, resim ve edebiyat arasında kurduğu özgün bağ, sergide yer alan 200’ü aşkın eser aracılığıyla biz ziyaretçilere sunulmakta;her bir eser, izleyiciyi Semiha Berksoy’un çılgın renklerle şekillenen, özgür ve benzersiz sanat evrenine bizleri davet etmektedir . Semiha Berksoy’un bu kadar çeşitlilik arasında kurduğu bu güçlü bağ , onun sanat anlayışının ne denli özgün ve çok yönlü olduğunu gözler önüne sermektedir .
Bir de, sanatçının resimlerinde benimsediği üsluba yakından bakalım. Semiha Berksoy için resim, kişisel ve içgüdüsel bir ifade alanı olarak şekillenmiştir. Otoportreler, anne figürü, sahne, aşk ve ölüm temaları çalışmaları üzerinde belirleyici olmuştur. Çalışmalarında dönemsel sanat akımlarına bağlı kalmamış; kendine özgü, özgür ve son derece kişisel bir resim dili geliştirmiştir.






Berksoy, perspektif, oran ve anatomi gibi klasik resim kurallarını hiç kullanmamış; figürleri çoğu zaman orantısız, yüzeyleri ise ham görüntüsüyle eserlerine tamamlanmış bir kompozisyon görünümünden çok , sahnede donmuş bir anın canlılığını ve hareketini kazandırmıştır . Böylece biz izleyici olarak , yalnızca bir resme değil; sanatçının iç dünyasına ve sahne deneyimlerine tanıklık etmiş güçlü eserlerinle karşılaşıyoruz. 1930’lu yıllarda Nâzım Hikmet ile kurduğu yakın ilişki, sahne ve sinema çalışmalarını da etkilemiş; şairin senaryosunu yazdığı Söz Bir Allah Bir filminde rol almış ve kendisi için yazılan Bir Rüyadır oyununda başrol üstlenmiştir .

Sanat üzerinden başlayan ikili arasında ki ilişki zamanla yoğun bir tutkuya dönüşmüş, hatta Berksoy, siyasi baskılara rağmen Nazım Hikmet’i cezaevinde ziyaret etmeyi sürdürmüştür. Türkiye’de sahnelenen ilk ulusal opera olarak kabul edilen ve Berksoy’un kariyerinde önemli bir eşik oluşturan Özsoy Operası için 22 Ekim 1985 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yaşam öyküsünün sanat yolculuğu şu sözlerle anlatılmıştır:

Berksoy, çalışmalarıyla Mustafa Kemal ATATÜRK ’ün de dikkatini çekti. ATATÜRK ’ün emri üzerine Münir Hayri Egeli vasıtasıyla Ankara’ya davet edildi. Zira ATATÜRK , İran Şahı Pehlevi’nin Ankara’ya yapacağı ziyaret nedeniyle bir Türk operası sahnelenmesini istemişti. Operanın konusu ATATÜRK tarafından belirlendi ve Münir Hayri Egeli tarafından yazıldı. Bestesi ise Adnan Saygun’a aitti. İlk Türk operası özelliği taşıyan “ÖZSOY”, Türklerin Orta Asya’dan başlayarak dünyada ilk medeniyetin kurucuları oldukları tezini öne sürüyordu. Semiha Berksoy, Özsoy operasında Ayşim rolünü üstlendi. 12 Haziran 1934’te ATATÜRK , Ankara Halkevi sahnesinde Özsoy’un provasını izledikten sonra beğenilerini dile getirdi ve opera sanatçılarını Çankaya Köşküne akşam yemeğine davet etti. ATATÜRK ‘e, yemek sırasında Semiha Berksoy, piyano eşliğinde Butterfly operasından örnekler sundu. ATATÜRK , Özsoy operası için “Bu bir inkılap hareketidir. Ankara’da Özsoy’un temsili milli operamızın başlangıcı sayılmaktadır. Özsoy’un temsil edildiği gün milli sahne ve musiki hayatımızın bir dönüm noktası olacaktır” demiştir.
İleri yaşlarında da sahneden kopmayan sanatçımız 89 yaşındayken New York City’de Tristan ve Isolde operasından Isolde’nin “Aşk Ölümü” aryasını seslendirmiştir.
Önünde uzun uzun durup düşündüren, rengârenk ve öğretici bir sergi gezdim.







Semiha Berksoy’un yalnızca eserleriyle değil, yaşam öyküsüyle de sanatın sınır tanımayan gücüne hayranlıkla tanık oldum. Opera, tiyatro, resim ve edebiyatını aynı ruhun içinde buluşturan bu sıra dışı sanatçımız için sergiden ayrılırken aklımda tek bir duygu vardı: Evetttt , bizim de dünyaca tanınan, ülkemizi sanatın her dalında temsil eden büyük sanatçılarımız var.Bu gururu hissetmek, serginin bana bıraktığı en değerli izlerden biri oldu.
Renkli günlerde sanatla, sevgiyle ve sağlıcakla kalın.

DİPNOT:Modern Sanatlar Tophane’de Galata Port’un hemen yanında ve perşembe günleri ücretsizdir..Gitmişken bu eserleride görebilir ve gezebilirsiniz…
Kılıç Ali Paşa Camii 1580
Nusretiye Camii 1826
Tophane Saat Kulesi 19.yy
Tophane Kasrı
I. Mahmud Çeşmesi
Tophane-i Amire



