olaygazetecilik @ hotmail.com

Atalarımızın "Ayağını yorganına göre uzat" öğüdü, sadece bir ekonomi tavsiyesi değil, aslında bir ruh sağlığı reçetesidir. Ancak ne yazık ki modern dünya, bizi bu bilgece duruştan hızla uzaklaştırdı. Bugünün insanı, sahip olduklarıyla değil, sahipmiş gibi göründükleriyle var olma savaşı veriyor. Sosyal medyanın parıltılı dünyası, hepimize devasa bir sahne sundu ve biz bu sahne ışıkları altında alkış toplamak uğruna, elimizdeki daracık yorganları parçalar hale geldik.

Mesele artık sadece geçim derdi değil, bir "görünme" sancısıdır. Başkalarına kendimizi kanıtlama çabası, bütçemizin çok üzerinde harcamalar yapmaya, kredi kartı borçlarını yeni borçlarla kapatmaya ve sahte bir refah imajı çizmeye bizi zorluyor. Oysa dışarıya karşı çizilen o muazzam tablo, evin içinde huzursuzluk ve uykusuz gecelerle ödeniyor. Gösteriş dediğimiz o dipsiz kuyu, insanı bir kez içine çekti mi önce cebindeki parayı, sonra zihnindeki huzuru, en nihayetinde de öz saygısını yutup bitiriyor.

Kendi gerçeğimizle barışmak yerine, başkalarının standartlarına köle olmayı seçiyoruz. Bir başkasının hayatına öykünerek yapılan her lüks harcama, aslında kendi özgürlüğümüzden verilen bir tavizdir. Takdir edilme arzusuyla alınan son model eşyalar, gidilen pahalı mekanlar ve sergilenen o yapay zenginlik; yorganın dışına çıkan ayaklarımızın üşümesini engellemeye yetmiyor. Aksine, sırf "el alem ne der" diye kendimizi bitirmek, geleceğimizi ipotek altına almaktan başka bir işe yaramıyor.

Gerçek asalet, başkasının gözündeki yerimizle değil, kendi imkanlarımızla kurduğumuz o huzurlu dengede saklıdır. Kendi yorganımızın sınırlarını bilmek, bir acizlik değil, aksine hayatın dizginlerini elinde tutma becerisidir. Unutmamak gerekir ki, başkalarını etkilemek için harcanan her kuruş, yarınların huzurundan çalınmış bir borçtur ve bu borç günü geldiğinde sadece parayla değil, kaybolan bir ömürle ödenir.

Sevgi ve Sağlıcakla kalın...